Haz
5
Toplumda Gericiliğin Yükselişinin Belirtileri
Akla Gelen başlığı altında
Bu yazıyı aslında daha geniÅŸ bir kapsamda ele almak niyetindeydim; ancak sadece kiÅŸisel görüşlerimle örülmesinin doÄŸru olmayacağına karar verdim. Gericilik, yanlış anlaşılmaya, manipule edilmeye yatkın bir kavramdır; bunun nedeni de karşıt görüşlerin suçlamalarında sıklıkla “gericilik” kartına baÅŸvurmaları olarak açıklanabilir. Benim gözümde gericilik, politik görüşlerden bağımsız olarak, toplumun tümüne egemen olumsuz bir anlayış durumudur. GericiliÄŸin belirtilerini incelerken aslında gericiliÄŸin oluÅŸturucu parçalarını da ortaya dökmeyi amaçlıyorum.
Aşırı İyimserlik
Toplumun geleceÄŸi üstüne konuÅŸurken toz pembe bir çerçeve çizenlerin sayısı artıyorsa biraz durup düşünmek gerekir. ÇoÄŸunlukla iktidardaki kurumların sözcüleri ya da iÅŸlerin gidiÅŸinden çıkarı olan kimseler, her ÅŸeyin yolunda olduÄŸu izlenimini pekiÅŸtirme eÄŸiliminde olur. ÇoÄŸunlukla da bu kimselerin sesi daha çok duyulur; çünkü, özellikle baskı ya da sömürü çaÄŸlarında basın bu kiÅŸilerin elindedir. Ancak, kitle iletiÅŸimi çağında, iyimserliÄŸin çok daha geniÅŸ bir kesimin dilini ele geçirmesi de ÅŸaşılacak bir ÅŸey deÄŸildir. İnsanlar kendi aleyhlerine bile olsa gerici bir ideolojiyi destekleyebilir. 70′li yıllarında sonunda, devrimci örgütler yandaÅŸlarının baÄŸlılığını korumak için devrimin pek yakında olduÄŸu söylemini kullanıyordu; benzer bir söylemi şeriatçı ya da ülkücü örgütler de kullanıyordu.  ”YaklaÅŸan zafer” söyleminin arkasında çoÄŸunlukla yaÅŸanan sıkıntıların sorgulanmasına engel olma bilinci yatar. “Güzel günler göreceÄŸiz” demek pekala yanlış olmayabilir; öte yandan, güzel günleri nasıl, hangi aÅŸamalardan geçerek, hangi beklentiler ve tasarılarla göreceÄŸimizi açıklayamayan bir oluÅŸumun sözlerini kuÅŸkuyla karşılamak gerekir. Her türlü gericiliÄŸin en büyük düşmanı kuÅŸkudur. Aşırı iyimserlik karşısında göstereceÄŸiniz en küçük kuÅŸku tepkilere neden oluyorsa, kuÅŸkunun dozu ölçüsünde öfke artıyorsa gericiliÄŸin belirtisi sayabiliriz.Â
Aşırı Kötümserlik
Genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinden biri muhafazakarlıktır; bu da şöyle tanımlanır: Bütün hesapları en kötü senaryoya göre yapmak… Ölçülü, dahası sistemli bir kötümserlik aslında saÄŸlıklı politikanın ya da saÄŸlıklı ekonominin göstergesi sayılabilir. Parayı yöneten biri, en kötü senaryoda ne kaybedeceÄŸini bilmiyorsa eninde sonunda toslayacağı yanlış bir yolda demektir. Aşırı kötümserliÄŸi ise, yararlı sayabileceÄŸimiz ölçülü kötümserlikten kesin olarak ayırmamız gerekir; çünkü aşırı kötümserlik, belli bir çaÄŸda ya da belli bir ülkede, geleceÄŸin yaÅŸanamaz olduÄŸuna iliÅŸkin bir kanıya varmaktır. Böyle bir kötümserliÄŸe günümüzde özellikle ülkemizde eÄŸitim düzeyi yüksek insanlar arasında sıkça rastlıyoruz. Türkiye’de, hem maddi koÅŸullar açısından, hem de bozulan insan iliÅŸkileri yüzünden düzgün bir yaÅŸam sürmenin imkanı kalmadığını söyleyenlerin sayısı artıyor; bu kiÅŸiler çözümü de, yurtdışına, özellikle Batı ülkelerine göçmekte arıyor. Türkiye’de bilgisayar mühendisi olan bir adam Kanada’da kasiyerliÄŸe rıza gösterebiliyor.
İşlerin kötü gitmesi aslında düzeltilemeyeceÄŸi anlamına gelmez; ancak düzeltmek yolunda bir irade konamıyorsa, bu durumda gericilikten söz edilebilir. İnsanın yaÅŸadığı çaÄŸda ya da ülkede geçerli olan insan iliÅŸkilerini kabul etmesi gerekmez. Geçerli durumda, temel özgürlükler, toplum baskısı ya da düpedüz despot yasalarla kısıtlanmış olabilir. ÖrneÄŸin zorunlu din derslerine giriyor ya da Ramazan’da oruç tutmadığınız için yalnız bırakılıyor olabilirsiniz; ya da tam tersine baÅŸ örtüsü kullandığınız için üniversiteye alınmıyorsunuzdur. Çözümün ne olabileceÄŸini açıkçası bilmiyorum; çünkü baskının tam anlamıyla ortadan kaldırıldığı bir çaÄŸ yaÅŸanmadı. Yine de iÅŸin doÄŸrusu ÅŸu: Çok küçük bir ölçüde bile olsa direniÅŸi denemek gerekiyor. Yoksa baskıya boyun eÄŸen kiÅŸi, aslında göç ettiÄŸi yere de baskıyı götürüyor. İnsan olarak hangi despota boyun eÄŸeceÄŸimizi tercih etmek yerine boyun eÄŸmemenin yollarını araÅŸtırmak bize çıkar yol saÄŸlayacaktır.Â
Komplo Teorileri
Tarih nedir, ya da tarih diye bir bilime neden gereksinim duyarız? Her ÅŸeyden önce tarih bize günümüzü çözümlemek için bir yordam saÄŸlar. Olayları doÄŸru açıklamak için bir bilime gereksinim duyarız. Bu yaÅŸama duygumuzu pekiÅŸtirir; hatta aklımızı oynatmamızın bile karşısında engeldir. Bir toplumda, çetrefil politik ya da ekonomik olayları açıklamada, komplo teorileri tarih biliminin yerini almaya baÅŸlamışsa, gericilikten söz edebiliriz. Komplo teorileri yanlışlanamaz, kanıtlanamaz varsayımlardan doÄŸar; çoklukla da insanlara kim dost, kim düşman öğretme amacı güder. Bu bakımdan ilkel oldukları kadar kötü bir niyetin belirtisini taşırlar. Komplo teorileri, korkuyu canlı tutmaya yarar; özünde uÄŸraÅŸlarının, dayanışmalarının, dirençlerinin boÅŸluÄŸunu kanıtlamaya dönüktür. Komplo teorileri çoklukla hedef göstermeye yarar; düşünce kısırlığının, eÄŸitim eksikliÄŸinin yaygın olduÄŸu yerlerde doÄŸar. Komplo teorilerine raÄŸbetin artması toplumda gerici güçlerin egemen olduÄŸuna bir iÅŸarettir. İlk bakışta komplo teorilerinin saÄŸlıklı bir kuÅŸkuculuktan sökün ettiÄŸi sanılabilir; oysa komplo teorisinin kaynağı kuÅŸku deÄŸil, korkudur. Komplo teorileri, olayların önem sırasının karışmasına yol açar. Komplo teorilerinin savunucuları, aslında bu yalan yanlış öykülerin aklı iÅŸletmenin, uyanıklığın bir yolu olduÄŸunu savunur; oysa komplo teorisi olduÄŸu aÅŸikar bir yargıyla karşılaşıldığında, öncelikle bu söylentiyi ortaya sürenin bu iÅŸten nasıl bir çıkarı olabileceÄŸini kestirmeye çalışmak yerinde bir egzersiz olabilir. Komplo teorileri, gizli örgütlerle, komitacılıkla vb. etkinliklerle politika yapılan çağın gerçeÄŸinden kopup gelmiÅŸtir; en beter yanları hakikatla yalanı ya da hayali bir arada bulundurmalarıdır. Komplo teorilerine göre tarih deÄŸiÅŸmez rollerin ezelden beri süren bir çatışmasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Her politik hareket, ne kadar çeÅŸitlilik gösterirse göstersin, bu kadim rollerin birinin hizmetindedir. Kısacası komplo teorileri, komplike görünmelerine karşın aslında bireyleri basit üstelik hayali seçimlere zorlar. Aslında komplo teorinin kurulu dengeyi korumaktan baÅŸka bir amacı yoktur; olduÄŸun yerde kal, hiç deÄŸiÅŸme, kadim rolünden sapma… mesajı vermektedir.   Komplo teorileri gericiliÄŸin söyleminin en önemli parçalarındandır.
Parapsikoloji ve Mistisizm
Bilimin sömürülmesi gerciliğin başat belirtilerinden biridir. Parapsikoloji, spritüalizm ya da çeşitli mistik görüşler insanın deney yoluyla varamayacağı bilginin peşinde olduğu iddiasındadır. Bunların aslında en yaygın olanları dinle bilim arasında muhayyel bir köprüde yer almış olduğu izlenimini korumaya çalışır. Bu tür boş inançlara eğilim aslında insanın kendi gerçeğinden uzaklaşma çabasıyla da açıklanabilir. Aslında sahte bilim, rahatsız bir geri çekilme, boşa çıkmış arzunun yerinin doldurulmasından başka bir şey değildir. Dinlerin doğduğu çağlarda, mistik anlatıların politik bir işlevi vardı; yaşamı dönüştürme gücü taşıyordu. Günümüzün modern mistik tarikatlarıysa gündelik yaşamın bireylere yıktığı sıkıntının saptırılmış bir biçimde giderilmesi çabasından başka bir şey değildir.
Kadercilik
KaderciliÄŸin bize özgü olduÄŸunu düşünürüz; yani olayların akışının insanın elinde olmadığı, denetlenemeyeceÄŸi görüşünün toplumumuzda baÅŸka toplumlara göre daha yaygın olduÄŸunu sanırız. Evet; gerçekten Dünya’ya bakış açımızda, en azından sözde bir çeÅŸit kader-kısmetçilik baskındır. Oysa pratikte çok az insan, kendi çevresini kuÅŸatan küçük olayların ya da tüm toplumu ilgilendiren makro boyutta geliÅŸmelerin denetlenemeyeceÄŸi görüşündedir. Bir ÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirme çabası her zaman tüm yoÄŸunluÄŸuyla sürer gider. O halde gericilik bunun neresinde? Gericilik, baÅŸkalarının çabalarını hor görme eÄŸiliminde yatar. Dürüst bir politikacının, bir bilim adamının ya da bir sanatçının, giriÅŸtiÄŸi zor iÅŸte boÅŸuna çabaladığını ÅŸaka yollu bile dile getirmek gericiliÄŸin kesin bir belirtisidir.
Nostalji SarhoÅŸluÄŸu
Bize geçmiÅŸi anımsatan biçimleri niçin severiz? Bu sorunun yanıtını vermek zor… GeçmiÅŸte gerçekten anmaya deÄŸer, hoÅŸ, ilginç ÅŸeyler olup bitmiÅŸ olabilir; ya da bize geçmiÅŸten kalan kimi yapıtların özel bir anlamı vardır. Ama kimse Rembrandt’ın resimlerinin ya da Dickens’ın romanlarının güzelliÄŸinin eskiliÄŸiyle baÄŸlantısı olduÄŸunu söyleyemez. GeçmiÅŸin zevklerini yansıtan kimi öteberinin de insanların gözünde deÄŸerinden söz edilebilir. Büyük ölçüde nesne fetiÅŸizmiyle açıklanabilecek bir çeÅŸit antika tutkusunu örnek verebiliriz. Eski nesnelerin tarihsel anlamıyla fetiÅŸ deÄŸerlerini de birbirinden ayırmak gerekir. ÖrneÄŸin 17. yüzyılda imal edilmiÅŸ pahalı mobilyalar, dönemin yaÅŸayışına iliÅŸkin ipuçları taşıması açısından bir önem sahiptir; ancak varlıklı bir kimsenin bu nesneleri evinde bulundurmak istemesiyle bu tarihsel anlamın doÄŸrudan bir iliÅŸkisini kurmak zordur. Öte yandan geçmiÅŸe ait her ÅŸeyin güzel ya da yararlı olduÄŸu, dolayısıyla korunması gerektiÄŸini düşünmek tuhaftır. ÖrneÄŸin, 70′li yıllarda İstanbul sokaklarında rastladığımız eski tip dolmuÅŸların güzelliÄŸinden söz etmek abestir. Ya da yüzyılın başının sefahat yaÅŸamına ait kantoların da deÄŸeri tartışmalıdır. GeçmiÅŸi koÅŸulsuz koruma, dondurma çabası, deÄŸiÅŸime korkusundan baÅŸka nasıl açıklanabilir? Öte yandan nostalji olarak yarattığımız geçmiÅŸ, o geçmiÅŸin tarihsel gerçeÄŸinin hedonist bir saptırmasından baÅŸka bir ÅŸey olamaz. Nostalji geçmiÅŸi bir mezarlık olarak görerek, yaÅŸanan anı sürekli edilgen bir ayin içinde geçirme önerisidir. Dolayısıyla, bu tür nostalji, aslında uysal görünümünün altında kinci bir saldırı taşır: YaÅŸanan zaman deÄŸersizdir. Güzel, deÄŸerli, uÄŸruna yaÅŸanabilecek her ÅŸey geride kalmıştır.
Filistenlik ve Züppelik
Filistenlik ya da züppelik, aslında insanın acemilik çağında uÄŸradığı duraklardır. Tıpkı ergenlik çağının insanı aşırı uçlara çeken, biraz sarsan tutkuları gibi yararlı yanları olabilir. İnsan bir iÅŸe baÅŸlarken züppe, bir iÅŸten vazgeçerken filistendir. Ama acemiliÄŸin bitmesi gereken yerde süren züppelik, uzamış bir ergenlik çağı gibi tat vermez. Çocuk gibi davranan yetiÅŸkinlere kimse uzun süre katlanamaz. Züppelik de, filistenlik de geçmiÅŸte sıkça üstüne yazılıp çizilip ÅŸeylerdir… Yeni bir ÅŸeyler eklemeyeceÄŸim. Ancak bu iki eÄŸilimin artması, toplumda deÄŸerler hiyerarÅŸisinde bir bozulmanın baÅŸladığının belirtisidir. İşlerin başında ehil kimseler deÄŸil aÄŸzı laf yapanlar olursa, çeÅŸmebaşını kabadayılar tutarsa, o toplumda yaÅŸamak giderek zorlaÅŸmaya baÅŸlar.
Åžimdilik aklıma gelenler bu kadar… GericiliÄŸin ne olduÄŸunu açıklamaksa aslında ayrı ve belki daha gerekli bir yazının konusu olabilirdi. Bana göre gericilik, yaÅŸamı insanların çoÄŸunluÄŸu için olanaklı kılan kazanımların geri alınmasıdır. ÖrneÄŸin köleliÄŸin formal olarak bile ortadan kalkması, yazılı yasalarca iptal edilmesi ilerici bir geliÅŸme olarak deÄŸerlendirilmelidir. Dünya’nın bir yerinde kölelik sayılabilecek bir ÅŸey yeniden baÅŸlamışsa gerciliÄŸin egemenliÄŸinden söz edilebilir. Gericilik her zaman belli bir kesime ya da sınıfa hizmet eder; bir çıkar birliÄŸinin güdümünde doÄŸar.
Yorumlar
Yorum yazın