Nis
13
ErdoÄŸan’ın Çakısı ve Madame Bovary
Olan Biten başlığı altında
BaÅŸbakanımız, R. T. ErdoÄŸan, geçtiÄŸimiz günlerde Malatya’da kendisine armaÄŸan edilen halının ipini cebinden çıkardığı çakıyla kesmiÅŸ. BaÅŸbakanın cebinde çakı taşıması basınımızın gözünden kaçmadı. (Haberin Hürriyet Gazetesi’ndeki yansıması için tıklayın.) BaÅŸbakan’ın cebinde ne gerekçeyle bir çakı taşımak isteyeceÄŸi tartışma konusu olurken, cepte çakı taşımanın BaÅŸbakanlığın ağırlığına yakışayacağını savunan, biraz da ErdoÄŸan’ı tiye alan yazılar/yorumlarla karşılaÅŸtık. Kimi çevrelerce, bıçak ya da çakı taşımanın sünnet, yani Peygamber’in örnek davranışlarından olduÄŸu yollu bir açıklama da getirildi; ama bu açıklamanın resmi bir görüş olmadığı da su götürmez. ÖrneÄŸin Milliyet yazarı, Güneri CivaoÄŸlu yazısında BaÅŸbakan’ın gençlere rol modeli olma sorumluluÄŸunu dillendirerek eleÅŸtirisini ortaya koymuÅŸ…
“Çakı taşımakta ne var? Milyonlarca Türk erkeÄŸi cebinde çakı taşıyor, olaÄŸan bir alışkanlık” diyenler de çıktı; çıkıyor… Oysa çakı taşımanın anlamı, en azından medyanın gözündeki anlamı, özünde “gençlere yanlış örnek olmak” ya da “korumalarına güvenmemek” gibi yarı alaylı yorumların ötesine taşıyor. Aslında tuhaf bir biçimde BaÅŸbakan’ın çakısı, Flaubert’in ünlü “Madame Bovary” romanındaki bir ayrıntıyı anımsatıyor, okuyalım:
 [Eczacı] Ayakkabılarını beyaza boyamak isterken bir kireç yığınının içine düşen oÄŸluna koÅŸtu. Azarlar Napoleon’u iyice korkutmuÅŸtu. Çocuk bağırmaya baÅŸladı, Justin de samanlı bir sıva parçasıyla ayakkabılarını silmeye çalışıyordu. Ama bu iÅŸ için bir bıçak gerekliydi. Charles kendi çakısını verdi.
“Aman Allah’ım” dedi Emma içinden, “Cebinde çakı taşıyor, köylüler gibi!”
Yukarıdaki alıntıyı açıklamadan önce  Madame Bovary’nin konusunu bilmeyenler için bir açıklayalım. Roman, Charles Bovary adında bir kasaba doktorunun, okuduÄŸu kitaplardan etkilenerek bir çeÅŸit hayal dünyası içinde yaÅŸayan Emma’nın evliliÄŸi üstüne kuruludur. Charles Bovary, dürüst, eÅŸine düşkün ama biraz safça bir karakter olarak çizilir. Otoriter bir kadın olan annesinin baskısıyla güç bela okuyup hekim olmayı baÅŸarmıştır. Ama hiçbir zaman üstündeki taÅŸralılığı atamaz; dönemin Fransız kırsallarında, kasaba yaÅŸamının ölçüleri içindeki kibar yaÅŸamına bile ayak uyduramaz. Uyanık da deÄŸildir. EÅŸinin, Emma Bovary’nin arzularını karşılaması olanaksız gibidir. Emma da, kitaplarda okuduÄŸu büyük aÅŸk öykülerinin çekiciliÄŸine kapılarak kendini bir çıkmazın içine sürükler. Kocasına duyduÄŸu belirsiz saygıyı tümüyle yitirir; Charles Bovary’yi, kasabadaki genç bir hukuk öğrencisi ve daha sonra varlıklı bir toprak sahibiyle aldatır. Geçen süre içinde kocasına duyduÄŸu horgörü artmaktadır; Charles, Emma’nın gözünde, kaba saba, tiksinti verici bir adam olmaya baÅŸlar.
Yukarıdaki çakıyla ilgili alıntı, aslında Emma’nın, Charles’dan duyduÄŸu hoÅŸnutsuzluÄŸun en belirgin biçimde dışa vurulduÄŸu ayrıntılardan biridir. Charles’ın cebinden bir çakı çıkarması, Emma’nın gözünde kocasını, yani bir hekimi, köylülerle aynı düzeye indirmiÅŸtir. Çakı, Charles’ın taÅŸralılığının bir simgesidir; Emma ise kendini besbelli, yaÅŸadığı kasabanın üstünde görmekte, genç hukuk öğrencisiyle yaÅŸayacağı aÅŸka hazırlamaktadır. Kısacası, cepte çakı taşımak, Emma’nın gözünde bir çeÅŸit olmamışlığın, uygarlaÅŸmamışlığın ifadesidir.
Romanı böyle özetleyince aslında BaÅŸbakan ile medyanın iliÅŸkisini de açıklamamıza yardımcı olacak bazı ipuçları elde ediyoruz. Charles’ın, yani kocanın tutumunda bir aldırmazlık daha anlamazlık vardır, ancak yine kendisinin ne olduÄŸunun bilincindedir; üstelik olduÄŸu ÅŸey olmaktan hiçbir sıkıntısı yok gibi görünmektedir. Charles’ın duraÄŸan artık deÄŸiÅŸmeye kapalı yapısı, bozulmaya elveriÅŸsiz mutluluÄŸu Emma’ya umutsuzluk olarak geri döner. Emma, hayalperesttir; Charles’la yetinmemektedir, Charles’ı kendi tasavvuruna uymadığı için suçlamaktadır. Aslında medyayla, Recep Tayyip ErdoÄŸan arasında da bu iliÅŸkiye benzer yanlar var: ErdoÄŸan, medyanın ya da medyanın desteklediÄŸi görüşlerin yansıttığı, kabaca ”çaÄŸdaÅŸlık” olarak adlandırdığımız tutumun boyutlarını pek umursamamaktadır. Diliyle de davranışlarıyla da kendini sakınmaz bir hali vardır. Medyanın hayalini kurduÄŸuysa baÅŸka bir tür BaÅŸbakan karakteridir; Avrupalı, tam bir salon adamı…
İki taraf arasındaki tatlı gerilim aslında bir oyunun parçası olarak sürüp gider. Çünkü ikisi de, aynı kasabada, birbirlerine zorunlu olarak baÄŸlı biçimde yaÅŸamaktadırlar. Emma, baÅŸka sevdalar peÅŸinde koÅŸacaktır… Charles da, görmezden gelerek ya da gerçekten görmeyerek kendi uÄŸraşına gömülecektir.
Bu arada merak edenler için romanın nasıl sonlandığından da kısaca söz edeyim: Emma, gizli iliÅŸkilerini aslında okuru ÅŸaşırtan bir yüreklilikle sürdürmeye devam eder. (Nabokov, Flaubert üstüne verdiÄŸi bir derste 19. Yüzyıl Fransa’sında bir kasabada, bu kadar uluorta yaÅŸanan gönül iliÅŸkilerinin açığa çıkmamasının gerçekçi olmadığını söyler.) Ancak aşıklarını mutlu edebilmek ve hayalindeki lüs yaÅŸamı sürebilmek için tefeciye ağır bir biçimde borçlanmıştır; borçların vadesi dolduÄŸundaysa tefeci, uzlaÅŸmaya yanaÅŸmaz, Charles’dan gizli olarak ipoteÄŸe verilen çiftliÄŸe el koymak ister. Emma için tek çıkış kalmıştır: İntihar. Arsenikle kendini öldürmeye çalışır. Zehri yuttuktan sonra saatlerce, bir güne yakın bir süre can çekiÅŸir, ki romanın en sarsıcı sayfaları bu bölümlerdir. (Flaubert’in bu bölümü yazabilmek için küçük bir miktarda arsenik içtiÄŸi söylenir.) Roman, Emma’nın ölümü ve Charles’ın çöküşüyle sonlanır.
Yorumlar
Yorum yazın