Mar
19
Bilgisayarla ilk tanıştığımda 11-12 yaşındaydım; o sırada Maçka End. Meslek Lisesi Bilgisayar bölümünde okuyan aÄŸabeyim bir arkadaşından ödünç aldığı Vestel MSX’i eve getirmiÅŸti. Yanılmıyorsam birkaç ay gibi uzun bir süre bizde kaldı.  (Yanlış anımsıyor olabilirim; aÄŸabeyim MSX’i bir akrabamızdan da ödünç almış olabilir- bunun önemi yok.) 86-87 tarihleri olmalı. O yıllarda televizyona baÄŸlanarak kullanılan, klavye-kasa bütünleÅŸik ev bilgisayarları modaydı. En popüler olanı Commodore 64′tü; Amstrad CPC 128, Spectrum vs. gibi çeÅŸitli model ve markalar olmasına karşın çoÄŸunun pek yaygın olmadığını anımsıyorum. Åžimdi öğrendiÄŸime göre MSX günümüzde kullandığımız PC’lerin atası olan bir iÅŸlemciyle çalışan aslında oldukça önemli bir bilgisayarmış. Yaşıtlarımın çoÄŸu gibi ben de bilim-teknoloji konularına korkunç meraklıydım. Eve gelen bilgisayarı kurcalamaya baÅŸladım. İlk iÅŸ oyunlara bulaÅŸtım elbette; Monkey Jumper ya da Jumper Monkey gibi bir adı olan ilginç bir oyun vardı örneÄŸin- (Oyunların küçük bir teypten kasetlerle bilgisayara yüklenmesini aslında oldukça yadırgamıştım.) bu oyun basit ama eÄŸlenceli bir fikir üstüne inÅŸa edilmiÅŸti. Oyunun kahramanı maymun bataklık gibi bir zeminin üstünde sürekli zıplayarak uzun palmiyelerdeki meyveleri toplamaya çalışıyordu. Zeminin zıpladığı noktalarında çukurlar açılıyordu; dolayısıyla oyun süresince maymunun zıplayabileceÄŸi zemin giderek yok oluyordu. Maymun bataklığa düşerse ekranın sağından ya da solundan fırlayan bir timsah koÅŸup iÅŸini bitiriyordu. Her neyse…  Hiç de becerikli bir oyuncu deÄŸilimdir; ayrıca dijital oyunların getirdiÄŸi baÅŸarma uÄŸraşı beni aşırı derecede gerdiÄŸi için çoÄŸunu son bölümüne kadar oynayamam. (Belki de o yüzden Call of Duty, Wolfenstein gibi son kuÅŸak 3D oyunlara şöyle bir göz atmakla yetindim.)