Mar
20
Televizyon dizilerinde eskiden beri “yakın tarih” hatta zaman zaman “uzak tarih” konulu kurguların bir çekiciliÄŸi vardır. ÇocukluÄŸum sırasında, yani 80′lerin ortalarından 90′ların ilk yıllarına kadar, galiba politik yasakların çokluÄŸundan dolayı yakın tarih dediÄŸimiz ÅŸey adamakıllı ötelenmiÅŸti. TRT dizileri ağırlıklı olarak Cumhuriyet’in ilk yılları ya da Osmanlı’nın son döneminde geçer, ya da bu yılları anlatan romanlardan uyarlanmış olurdu. AteÅŸten Gömlek ve Yorgun Savaşçı dizilerinin içeriÄŸi yüzünden sansüre takıldığı gibi bir tartışma anımsıyorum örneÄŸin… Bugünün Saraylısı, Üç İstanbul, Duvardaki Kan, AyaÅŸlı ve Kiracıları gibi çoÄŸu edebiyattan uyarlama dizileri unutmadım. AÅŸk-ı Memnu da çekilmiÅŸti yanılmıyorsam-sonra yine bir Aydan Åžener klasiÄŸi, ÇalıkuÅŸu.
Artık edebiyattan uyarlama dönemi kapandı. Gerçi “Yaprak Dökümü” diye bir dizi var, ama anladığım kadarıyla orijinal yapıtla hiçbir iliÅŸkisi kalmadı. Yine bir ara, medyamızın edebiyatçı diye eteklerine yapıştığı Kemalettin TuÄŸcu’nun kitaplarından esinlenen bir ya da birkaç dizi çekildi. Eski Türk filmlerinde oynak delikanlıları canlandırmasına alıştığımız Åžemsi İnkaya birden bu dizilerde külhanbeyi bir adama dönüşüverdi.
Konuyu dağıtmayalım: Edebiyattan uyarlamalara pek rastlamıyorsak da, ülkemizde yakın tarih ilgisi bitecek gibi deÄŸil- biraz da olayların üstünden zaman geçtikçe, tortulandıkça, daha doÄŸrusu bazı olaylardan söz etmek artık korku verici sonuçlara yol açmayacak gibiyse, yine temkinli olmak kaydıyla yakın tarih açlığımızı doyurabiliyoruz. Birçok örnek var… Ama son zamanlarda en bariz biçimde öne çıkanı ATV’de yayınlanan “Hatırla Sevgili” adlı dizidir. Dizinin konusu ya da kiÅŸiler üstünde uzun uzadıya durmayacağım; sadece son bölümlerinde 12 Mart darbesini izleyen bunalımlı yılların iÅŸlendiÄŸini belirteyim. (İsteyen bölümlerin özetini bu siteden okuyabilir.) Dizide yer alan genç karakterler, o dönemde yaÅŸanan olaylarla iç içe kurgulanmış; dolayısıyla dönemin önemli olayları ya da kiÅŸileri kurgunun bir parçası olarak canlandırılıyor. ÖrneÄŸin geçtiÄŸimiz bölümde Mahir Çayan ve arkadaÅŸlarının (biri dışında: ErtuÄŸrul Kürkçü) öldüğü Kızıldere olayı canlandırıldı; canlandırıldı diyorum, çünkü oyunculuk kötü olmamasına karşın, özellikle tarihsel gerçeÄŸe baÄŸlı kalınmak istenen yerlerde ‘reality show’lardan alıştığımız bir canlandırma havası esiyor.
Andy Kaufmann, “TV series are the lowest form of entertainment” diyordu; yani: “TV dizileri en düşük eÄŸlence biçimidir.” Bu söze katılmamak elde deÄŸil; yalnız bir ÅŸerh koymak gerekiyor. Düşük sanat biçimleri, kalıcı sanat kollarına dönüşme eÄŸilimi taşır. OrtaçaÄŸda  roman en düşük eÄŸlence biçimlerinden biriydi; opera ya da bale, yine ayaktakımının raÄŸbet ettiÄŸi müstehcen içerikte de olabilen vodvillerden doÄŸup büyümüştür. Hatırla Sevgili’de böyle bir potansiyel olduÄŸnu iddia etmiyorum. Ama yakın tarih saplantısı diziyi benim gözümde, medyanın yakın tarihe daha doÄŸrusu tarihe bakışı açısından ilginç kılıyor. Hatırla Sevgili de, benzerleri gibi melodramatik bir kurguya sahip- ama bu kurguyu belgesel gerçekliÄŸe yedirme çabası açık biçimde görülüyor. Anladığım kadarıyla son yılların en çok para harcanan prodüksiyonlarından biri. Bir dönemi tüm ayrıntılarıyla yeniden yaratmak kolay bir iÅŸ deÄŸildir; epeyce emek ve masraf ister. Bu konuda da her ÅŸeyin çalışılmış olduÄŸuna kuÅŸku yok- sadece oyuncuların üstündeki kıyafetlerin dönemin giyim alışkanlıklarına uygun ama sürekli “yeni” oluÅŸu gözüme batıyor. Aslında sadece giysiler deÄŸil; evler, eÅŸyalar, otomobiller her ÅŸey, en yeni, en parlak haliyle karşımıza çıkıyor. Ayrıntıları kusursuz biçimde yeniden yaratma saplantısı, o yıllarda da ÅŸeylerin yıpranabileceÄŸi gerçeÄŸini yapımcıların aklından siliyor.
Gelelim dizinin devrimcilerine: Dizinin kurgusu gereği hiçbiri baş rolde değil; ancak son 8-10 bölümde 12 Mart sonrası konu edildiği için neredeyse baş roldeki oyuncular kadar sık karşımıza çıkıyorlar.
Deniz GezmiÅŸ’le baÅŸlayalım. Dizinin Deniz GezmiÅŸ’inin, Filistin’de eÄŸitim görmüş bir gerillaya benzediÄŸi pek söylenemez. Anlaşılan kurguda yazılıp çizilenlerden epeyce yararlanılmış; ancak ÅŸu “temiz aile çocuÄŸu” imajından anladığım kadarıyla en yoÄŸun biçimde Deniz GezmiÅŸ karakteri etkileniyor. Hapishanede bile üstlerinin baÅŸlarının pırıl pırıl olması bir yana, tıraÅŸsız yüzleri bile en fazla pazar günü mahmurluÄŸunu düşündürüyor. Mahkeme sahnelerinde bir ayrıntı baÅŸka izleyicilerin de dikkatini çekmiÅŸtir. Hatırla Sevgili, özellikle eski haber ve TV arÅŸivi kayıtlarını zaman zaman doÄŸrudan kullanıyor; bunlardan en sık yinelenenlerden biri de Deniz GezmiÅŸ’in yürüyerek mahkeme salonuna giriÅŸi- yönetmen bu giriÅŸteki havayı çok sevmiÅŸ sanırım. Mahkemelerin iÅŸlendiÄŸi bölümler boyunca defalarca yineledi. Ancak dizideki aktörün mahkeme salonuna giriÅŸiyle Deniz GezmiÅŸ’in giriÅŸi arasında açık bir ayrım göze çarpıyor. Yanlış anlaşılmasın; dizide Deniz GezmiÅŸ’i oynayan aktör, gerçek Deniz GezmiÅŸ’in havasını kaldıramıyor gibi bir yorumum yok. Ayrıca yürüyüşlerindeki ayrılığın kiÅŸilerden deÄŸil, dizinin kendi melodram havasından kaynaklandığını seziyorum: Siyah-beyaz görüntülerdeki asıl Deniz GezmiÅŸ, omuzlarını iki yana devirerek, hızlı adımlarla, hafif de öne doÄŸru kambur yürüyor; yani geçmiÅŸteki sert delikanlılar ya da günümüzdeki hip-hopçuları çaÄŸrıştıran bir yürüme biçimi bu. Kesin bir anlamı var: “Sizi umursamıyorum, geçip gideceÄŸim, yolumdan ister çekilin ister çekilmeyin, durmam. ” Ayrıca saÄŸa-sola kaykılarak bütün yolu kendisi için kapatıyor. Deniz GezmiÅŸ’i oynayan aktörün yürüyüşü ise bambaÅŸka; dik, ağır adımlarla, hatta biraz çevresini süzerek… Daha çok haksızlığa uÄŸramış temiz delikanlı görüntüsü veriyor, ki zaten dizinin devrimcilere biçtiÄŸi pay da üç aÅŸağı beÅŸ yukarı bu “harcanmış temiz çocuklar” imajından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil…
Mahir Çayan’ın rolünde aynı hava daha belirgin… Çayan’la ilgili sıkça yinelenen görüntü, yine arÅŸivlere yansımış olan, mahkeme salonunda UlaÅŸ Bardakçı’yla tokalaşıp öpüştükleri sahne. Bu görüntü (eÄŸer açıldıysa youtube’da bulunabilir) aslında Deniz GezmiÅŸ’in yürümesine benzer bir anlam taşıyor: “Sizi sallamıyoruz, mahkemenizi tanımıyoruz.” Hatta Çayan’ın çok daha ileri gittiÄŸi bile söylenebilir; belki de bu yüzden Çayan’a çok daha korkunç bir ölüm hazırlandı. Dizideki Çayan’ın oyunculuÄŸunu çok daha fazla beÄŸendim- aktör besbelli önderlik havasına kendini hazırlamış. Dizideki Mahir Çayan rolünün kusuru da aynı: Temiz aile çocuÄŸu olarak çizilmesi. Belki de Gün Zileli’nin “Yarılma”sındaki portrelerini de biraz dikkate almalıydılar. Çayan’ın opportünizm üstüne yazıp çizdiklerini az çok okuyunca uzlaÅŸmaz tutumunu kesin biçimde görebiliyoruz aslında; ayrıca FKF’de baÅŸlayan ayrılıkların, çatlamaların öyküsü yüzeysel olrak bile bilindiÄŸinde devrimcilerin tutumlarının aşırıya kaçan bir sertliÄŸe ve güvensizliÄŸe vardığı da söylenebilir. Diziden elbette gerçekçi ölçütleri bu derece zorlamasını beklemedim, ama yine de temiz aile çocuÄŸu imajı, bu insanları orta zekaya sevdirme çabasının çocukluÄŸundan baÅŸka nedir? Bu arada, Mahir Çayan ve arkadaÅŸlarının rehin aldığı mühendislerin akibeti dizide geçiÅŸtirilmiÅŸ; belki de bu mühendisleri, gazetelerin ya da resmi tarihin yazdığı gibi Mahir Çayan ve arkadaÅŸlarının mı öldürdüğü, yoksa olay sırasında devlet güçlerince de öldürüldükleri hala açıklık kazanmadığı içindir… Bu derece derin konulara girmeyelim.