Notos Kitap yayınevinin kurucusu-yöneticisi, Notos Öykü dergisinin yönetmeni, Adam Yayınları eski editörü, dahası 90 kuÅŸağı öyküsünü sırtlayan Adam Öykü’nün başından sonuna yayın yönetmenliÄŸini yürütmüş olan eleÅŸtirmen Semih Gümüş, Notos Kitap Blog sitesinde yayıncılık, dergicilik, genç/yaÅŸlı yazarlar üstüne yazıyor. Çıkardığı dergilerde bile pek sık yazmadığı için Semih Gümüş’ün “Blog” yazarlığı benim için önem taşıyor; çünkü gördüğüm kadarıyla bu yolla, aslında edebiyat tarihi, edebiyat sosyoloji açısından anlamlı olabilecek bir çok konuya deÄŸiniyor.  

Semih Gümüş, benim kuÅŸağımın özellike Adam Öykü üstünden tanıdığı bir isim… Adam Öykü, edebiyat tarihimizde en baÅŸarılı öykü dergilerinden biridir. Yanlış bilmiyorsam, 90′ların ortalarından 2000′lerin başına kadar çıkmaya devam etti. Sonrasında galiba Adam Yayınları’nın yaÅŸadığı parasal sorunlardan ötürü kapandı ya da kapanmak zorunda kaldı. Günümüzde orta yaÅŸlarını süren ya da genç yaÅŸlarının sonlarına yaklaÅŸan birçok öykü/roman yazarının Adam Öykü’den bir geçtiÄŸini söyleyebiliriz. (Ben mi? O dönemde kafayı baÅŸka ÅŸeylere takmıştım! Hepsi benim için ayrı bir yazının, belki bir kitabın konusudur.)

Semih Gümüş, kitapları da göz önünde bulundurulduÄŸunda, yenilikçi, seçkinci bir eleÅŸtirmen olarak görünüyor; Vüs’at O. Bener üstüne bir incelemesi var; çeÅŸitli romanlar üstüne yazılarını topladı. Bir dönem futbol üzerine bile yazdı; belki de gençlere ya da daha önce eriÅŸemediÄŸi bir kitleye seslenmek adına. Gerekçelerini bilmiyorum; çünkü istemiÅŸ olmama karşın henüz tanışma olanağını bulmadım, bulsam da soracağım ilk ÅŸey bu olmazdı. (Benim spor yazarı olarak favorim Kazım Kanat; Semih Gümüş’le aynı kulvarda deÄŸiller!)  

Semih Gümüş’ün Notos Kitap Blog’daki yazılarında iki ÅŸey gözüme çarpıyor: Birincisi, yayıncılık dünyasından (ya da sektöründen mi diyelim) haklı olarak yakınıyor; ikincisi Notos Öykü’de ve kurduÄŸu yayınevinde getirmek istedikleri yenilikleri, taze anlayışı açıklamak istiyor.  Blogdaki son yazısını dergicilik ve edebiyatla ilgilenenlerin mutlaka okuması gerektiÄŸini düşünüyorum. Gümüş, açık konuÅŸmayı önererek baÅŸlıyor, daha sonra ekliyor: “Dergilerin hedef kitlesi arasında gençler her zaman çoÄŸunluÄŸu oluÅŸturduÄŸu için, dergiler arasında gençleri kazanmak için verilen gizli bir yarışma vardır.” Aslında Türkiye’de bir çok alanda aynı durum söz konusudur; yani yükünü tutmuÅŸ cüzdanca olgun insanların ilgileneceÄŸi premier bir bankacılık hizmeti sunmuyorsanız, en kolay, en çabuk ele geçen, en kolay yitirilen kitle gençliktir.  Semih Gümüş yazısının devamında bu yolda Notos’ta nelerle uÄŸraÅŸtıklarını belirtmiÅŸ… Neden gençlik konusunu açtığını bilmiyorum; yazının biçeminde biraz da sanki serzeniÅŸ vardı- bunu anlamadım. Ama ÅŸu gençliÄŸin edebiyatla iliÅŸkisi konusu benim de ilgimi çekmiÅŸtir.

GeçtiÄŸimiz AÄŸustos 30. yaÅŸ çevrimimi tamamladım; Ingeborg Bachmann’ın belirlemesiyle, baÅŸkalarının artık insana genç demeyi bıraktığı bir yaÅŸtayım. Pek üzülmesem de örneÄŸin artık devlet memuru olma ÅŸansımı yitirdim. Düşünüyorum da, aslında 18 yaşında bile, genç olmak üstünden kimseyle iletiÅŸim kurmadım; ötede beride “gençlere yönelmek”, “gençlerden yararlanmak”, “gençlere kapı açmak” gibi kliÅŸelerle ne denmek istendiÄŸini pek anlamıyordum. MesleÄŸim gereÄŸi birçok gençle iÅŸ görüşmesine de giriyorum; çoÄŸunlukla karşımdaki insanın geleceÄŸi için kaygı duymamdan baÅŸka bir iÅŸe yaramıyor.  Dahası birçoklarına göre, özellikle edebiyat çevresi için genç sayılacak bir yaÅŸtayım: Cemil Kavukçu 40′ını devirdiÄŸinde hala genç yazar olarak yansıtılıyordu. Gençlik prim yapan bir etiket…

Edebiyat dergilerinin gençleri çekmeyi çalışmasını olaÄŸan, birçok bakımdan da yerinde buluyorum. Gerçi hepsi aynı çabayı göstermez, örneÄŸin alınmasınlar ama Türk Edebiyatı dergisi kurulduÄŸu günden beri 60 yaşındadır. Gençlik aynı zamanda acemilik, gelecek kaygısı, hırs, enerji, deÄŸiÅŸkenlik, delidoluluk gibi anlamlara da geliyor; Farsça’da Genc hazine demek… Yani her ÅŸey bize kalan zamanla ölçülüyor. 

Ancak edebiyat dergileri gençleri çekmeye çalışarak acaba aslında huzursuz edici bir oyun mu oynuyor? Genç okurların pek çoÄŸu aslında hevesli yazarlardır; bundan baÅŸka bir seçeneÄŸi pek düşünemiyorum. Dolayısıyla bir edebiyat dergisinin gençleri çekmek için yazarlık kapılarını gereÄŸinden fazla aralamış olması, ya da “yazar olmak” dediÄŸimiz umudun peÅŸinden çekmesi gerekmiyor mu? Bu bana moda deyiÅŸle politik açıdan doÄŸru gelmiyor; ama yaÅŸamak isteyen bir edebiyat dergisi için de çıkar yol bulamıyorum. Benimki bir eleÅŸtiri deÄŸil; gördüğüm bir çıkmazı dillendirmek… Bunun çözümü de kitlelerin edebiyatı talep etmesinde yatıyor; ki bu mümkün olsa, muhtemelen yazar kalitesi de, yayıncılık kalitesi de artma eÄŸiliminde olacaktı.

Bu arada bir dergi için 90 Kuşağı öykücülüğü üstüne bir yazı kaleme almam istendi; bu gençlik vurgusunu mutlaka değinilmesi gereken bir nokta olarak not alacağım. Hatta notlarımı buradan paylaşmak düşüncesindeyim. 

Yorumlar

Yorum yazın